Thursday, October 30, 2025

HANNIBAL LECTER - Bir Karakter ve Sineması Üzerine









Yazar Thomas Harris'in yaratıcılığında Amerikan Sinema tarihinin en "evil" karakteri. Bunu ben demiyorum, 2003 yılında Amerikan Film Enstitüsü tarafından Amerikan sinemasının en büyük kötü adamı seçilmiş bu karakter.

Tarihe bakacak olursak Hannibal, Kartaca devletinin ünlü diktası, büyük kumandanı. Döneminde Romalılarla yaptığı kanlı savaşlarla, zaferleriyle ve büyük hüsranıyla bilinir. İsminin etimolojisi cannibaldan kaynaklanmaktadır. Yazar Harris, karakterine bu ünlü kumandanın ismini vermiştir. Tarihsel bir kelime oyunu gibi (Hannibal the Cannibal) anti-kahramanlıkla kahramanlık arasında gidip gelen bir karakter.

Kendisi cannibalistic (yamyam) seri katil ve yakalanmadan önce ise adli bir psikiyatrist. Aynı zamanda gurme ve çok büyük bir entellektüel. Babası, unvanı 10. yüzyıla kadar giden bir kont, annesi ise soylu bir aileden gelen bir İtalyan, bir Visconti. II Dünya savaşı esnasında ise Hannibal ailesini kaybetmiştir. Özellikle kendisinden küçük kız kardeşini kaybedişi çok travmatik bir olaydır.

Soylu bir aileden gelen, üniversite tarihine en genç kabul edilen tıp öğrencisi olan, yaklaşık 10 yabancı dil bilen, manipülasyon yeteneği muazzam olan bir entellektüeldir Hannibal. Sadece nefret ettiği kişileri yiyen, klasik müzik ve resim tutkunu, Rönesans sanatı konusunda uzman, çizim yeteneği üst seviyede, çok iyi bir cerrahtı. İnsan anatomisi bilgisi muazzam. Elit ve titiz bir katil, en kültürlü yamyamdır. Hatta o kadar kültür delisidir ki; senfoni orkestrasındaki enstrümanistlerden birini sırf birkaç notada hata yaptı ve eserin ahengini bozdu diye öldürüp etini diğer orkestra elemanlarına yedirebilecek derecede ilginç bir sanat aşığıdır.

Yazar Thomas Harris, gençliğinde polis muhabirliği yaptığı dönemde Meksika'daki bir hapishane de yatan Doktor Salazar'dan esinlenerek bu romanları yazmış. Yazar, üç cinayetten dolayı Meksika Monterrey'deki Nuevo León Eyalet Hapishanesi'nde tutuklu bulunan Amerikalı akıl hastası Dykes Askew Simmons ile röportaj yapmak için Meksika'ya gider. Hapisteyken Simmons, bir hapishane gardiyanı tarafından her iki baldırından vurulmuş ve Harris'in “Dr. Salazar” olarak adlandırdığı yetenekli bir “hapishane doktoru” tarafından tedavi edilmiştir. İşin ilginç tarafı ise; yazar Harris bundan sonra Simmons ile görüşmek yerine; Salazar'dan etkilenir ve ona odaklanır. Salazar'ın “işkencenin doğası” hakkında konuşmaya başlamasıyla onunla röportajı yapma kararı alır. Bir hapishane gardiyanı daha sonra Harris'e, Salazar'ın aslında “kurbanını şaşırtıcı derecede küçük bir kutuya sığdırabilen” hüküm giymiş bir katil olduğunu söyler. Artık yazarımız karakteri için gerekli ilhamı alacağı kişiyi bulmuştur. https://en.wikipedia.org/wiki/Hannibal_Lecter

Bu tonton amca, yazarımız Thomas Harris, sağdaki ise karaktere ilham veren Dr. Salazar asıl adı Alfredo Balli Trevino.








Balli, üst sınıf bir aileden gelen bir cerrah ve doktordu ve meslektaşı olan sevgilisini öldürmüştü. Balli, sevgilisinin yüzüne kloroformla ıslatılmış bir havlu tutarak onu bayıltmış; ardından cesedi yanındaki banyoya taşımış ve boğazını kesip kanını tamamen boşalttıktan sonra cesedini parçalamış. Balli, 1950'lerin sonu ve 1960'ların başında kırsal kesimde birkaç otostopçuyu öldürdüğü ve parçaladığı da iddia edilmekte.

Hannibal Lecter üzerine yazdığı 4 roman ve bu romanlar ile ilgili çekilmiş film ve diziler popüler kültürde bu karakterin yerini sağlamlaştırmış ürünlerdir. Onlardan da kısaca bahsedeceğiz fakat yazımızın asıl konusu "Kuzuların Sessizliği" ve Gallerli aktör Anthony Hopkins'in muazzam işçiliği olacak.

Yazar Thomas Harris'in kitapları sırasıyla;



* Red Dragon (1981)


* The Silence of the Lambs (1988)


* Hannibal (1999)


* Hannibal Rising (2006)



Film ve dizilere bakacak olursak;

* Manhunter (1986), The Silence of the Lambs (1991), Hannibal (2001), Red Dragon (2002), Hannibal Rising (2007)

* Diziler ise; Hannibal (2013-3 sezon; IMDB Top 250 dizi listesinde 243. sırada) ve Clarice (2021-tek sezon). Özellikle Hannibal'da Lecter'ı oynayan Mads Mikkelsen'in performansı da Hopkins sonrası en iyi Hannibal performansıdır. Hopkins'e göre daha pokerface bir karakter.









Şimdi ise kronolojik liste ile sıralarsak;

* Hannibal Rising

Bir nevi Lecter's Origin. İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa'da genç Hannibal'ın hikayesi. Onu bir katile dönüştüren travmayı görüyoruz (Diğerlerinin öncesini anlatan hikaye-prequel). Aslında serinin en zayıf filmi fakat film en basit tabiriyle akıcı. Bu filmde, Hannibal'in Litvanya'lı ve soylu bir aileden geldiğini görüyoruz. Savaş dolayısıyla ailesini kaydeber ve sadece küçük kız kardeşi Mischa ile kalakalır fakat milisler tarafından bulunurlar ve bu milis birlik açlıktan dolayı küçük kız kardeşini yerler Hannibal'ın. Bu travmanın ardından Hannibal Paris'e kaçar ve oradaki tek yakını olan amcasının Japon eşi Lady Murasaki'nin yanına yerleşir ve intikam almak için beklerken bir yandan da Japon kültürünü, tarihini, dövüşünü öğrenir diğer yandan da tıp okuluna gider. Hannibal'ın bugünkü gelişmişlik seviyesinin ilk parçalarını burada görürüz. Serinin diğer filmleri ile kıyaslanamaz fakat gene de izlenebilir. Yönetmeni Peter Webber, başrolde Hannibal'i canlandıran aktör ise 2022 yılında aramızdan ayrılan Gaspard Ulliel. Yan rollerde Ryhs Ifans, Dominic West ve Gong Li yer almakta. Director's Cut (yönetmenin kurgusu) versiyonu 131 dakika. IMDB puanı 6.1 ve benim puanım ise 6.

* Manhunter

Director's Cut versiyonu 124 dakika. Yönetmen ise tarzını çok sevdiğim Michael Mann. İlk kitap olan Red Dragon'un ilk uyarlaması bu filmdir. Senaryolaştıran da yönetmen Mann. Ayrıca gene kendine has görüntü, ışık ve stili ile tipik bir Michael Mann filmi izlenimi veriyor. Ek olarak harika bir soundtrack albümü var ve direkt 80'ler sound'larını yakalıyorsunuz. Hannibal karakterini canlandıran ilk aktör ise şu sıralar Succession dizisiyle yıldızlaşan Brian Cox'dur. En az onun kadar psikopat bir polis olan Will Graham rolünde 80'ler deyince aklan gelen William Peterson var. Diğer rollerde ise Joan Allen, Dennis Farina (bu adam da 80'lerde ne kadar polis, emniyet müdürü rolü varsa oynamıştır), Tom Noonan ve Stephen Lang yer almakta.













Will Graham özel bir görev için emekliliğinden geri dönen bir FBI ajanı. Daha önce Hannibal'ı yakalamış fakat bu dava için onun düşünce tarzına ihtiyaç duymaktadır ve Kızıl Ejder olarak bilinen bir caninin peşine düşer ve olaylar gelişir.


Film, daha çok adli tıp çalışmalarına odaklanıyor ve baş karakter Will Graham'ın üzerinde yarattığı uzun etkileri gösteriyor bize, onunla katil arasındaki benzerlikleri vurguluyor. Adli tıp detayları o dönemin film izleyicisi için zor gelebilir günümüzde CSI tarzı diziler çok fazla fakat bu filmde adli konular içinde paylaşılan detaylar senaryoya çok iyi hizmet etmiş ve her bir delilin yaratacağı çıkarımı merakla yansıtıyor izleyiciye. Diğer yandan yönetmen hem baş karakter hem de katil için farklı stilize bir renk kullanımı sergilemiş, yoğun renk tonlu sahneler kullanmış, baş karakter Graham'da mavi tonlar hakimken katil de koyu yeşil tonlar kullanarak izleyicilerde farklı ruh halleri uyandırmış. Kasıtlı olarak kullanılan bir teknik olduğunu belirten ise filmin cinematographer'ı Dante Spinotti.

Mix eleştirilerle karşılaşmış film çıktığı yıllarda. Gişede de başarısız olmuş fakat ilerleyen dönemlerde ise gerek stilize görselliği gerekse oyuncu performansları açısından kült film statüsüne erişmiş. Son olarak, gözleri görmeyen kadının, anestezinin etkisi altında yatan kaplana sarıldığı ve kalp atışlarını hissettiği sahne gerçekten muazzamdır. Bu da bir tesadüf değildir. Film William Blake'in sanat eserlerini ele aldığı için, kaplan Blake'in "The Tyger" şiirine bir göndermedir. Filmin IMDB puanı 7.2 benim puan ise 7.7 (Tiger Scene aşağıda)


Kızıl Ejder adlı katilin adını aldığı tablo William Blake'a ait ve filmde de tablonun kendisi kullanılmakta. Bununla birlikte katil de bir çok sahnede bu pozları vermekte. Bir tanesini aşağıda yakaladım ve tablodaki gibi poz verme çabasında sanki katil. Tabii bu da aslında yönetmenin yansıtmak istediği.









Yönetmen Michael Mann: What drew me to the story was its connection to the essence of evil, which emerges in the process of dehumanization that leads a simple human being with no exceptional past to become a killer capable of the most terrible atrocities. And when the victims cease being human beings, they become morsels... bits of matter. I want to understand just what this is all about, as well as the influence of social context on the behavior of individuals, such as facism, genocide. (Bu hikayeyi çekici kılan şey, sıradan bir insanın, olağanüstü bir geçmişi olmayan bir insanın, en korkunç zulümleri yapabilecek bir katile dönüşmesine yol açan insanlıktan çıkarma sürecinde ortaya çıkan kötülüğün özüyle olan bağlantısıydı. Ve kurbanlar insan olmaktan çıktıklarında, birer lokma, birer madde parçası haline gelirler. Bunun ne anlama geldiğini ve faşizm, soykırım gibi sosyal bağlamın bireylerin davranışları üzerindeki etkisini anlamak istiyorum)

Michael Mann’in filmi romanı baz alır ama birebir takip etmez, bağlı kalmaz, Hollywood standart seri katil-polis filmi değildir. bu film kült statüsünde daha art-house polisiye gerilim.

* Manhunter'ın remake'i olan Red Dragon

IMDB puanı 7.2, benim puan ise 7.5


FBI profil uzmanı Will Graham, Hannibal Lecter ile ilk kez karşı karşıya gelir — Lecter'ın ilk yakalanışı. 124 dakika süren filmin yönetmeni Rush Hour serisi ile tanıdığımız Brett Ratner. Başrollerde Hopkins ile beraber bu sefer Will Graham rolü için Edward Norton var. Diğer rollerde Ralph Fiennes, Harvey Keitel, Emily Watson, Mary Louise Parker, Philip Seymour Hoffman yer almaktadır. C
inematographer gene Dante Spinotti iken filmin müzikleri ise Danny Elfman'a ait. 78 Mil USD bütçe ile çekilmiş ve global olarak 209 Mil USD gişe hasılatı elde etmiştir. 




Serinin ilk kitabı aslında. Manhunter'da da gördüğümüz üzere Kızıl Ejder adlı katilin karakterine ilham veren aslında William Blake'ın aynı adlı tablosudur. The Great Red Dragon and the Woman Clothed with the Sun (1805-Brooklyn Museum), aşağıda paylaştım.
















Hopkins her zamanki gibi akıllı ve korkutucu, Edward Norton yeterli, Emily Watson gayet iyi, Harvey Keitel'de. Fakat bu tam bir Ralph Fiennes filmi. Francis "toothfairy" Dolarhyde rolünü resmen izletiyor.


Ralph Fiennes ve karakteri ile ilgili güzel bir analiz videosu yapmışlar, genelde Youtube'da takip ettiğim kanalardan biri olan The Vile Eye'da. Link aşağıda.






Sevgili Will:
Artık iyileşmiş olmalısın. Umarım çok çirkinleşmemişsindir. Bayağı yara izi biriktirdin. Sana onları hediye edeni asla unutma. Ve ona minnettar ol. Yara izlerimiz bize geçmişin gerçek olduğunu hatırlatır. İlkel bir dünyada yaşıyoruz değil mi Will? Ne vahşiyiz, ne de bilge. İki aradalık bu dünyanın laneti. Mantıklı bir toplum beni ya öldürür ya da benden faydalanırdı. Çok rüya görüyor musun Will? Seni sık sık düşünüyorum.
Eski dostun Hannibal Lecter.









Will Graham ve Hannibal arasındaki bağ ve gene Hannibal’a olan hayranlığını 2 filmde de yer almakta hatta Hannibal dizisinde bunu çok daha fazla görürüz. Özellikle karşılıklı oynadıkları sahnelerin, yazar Harris'in kitaplarından hemen hemen birebir uyarlandığı ve herhangi bir değişikliğe çok da uğramadığını göstermiş. Araştırmalarımı yaparken Vimeo'da denk geldiğim şu videoyu da aşağıda paylaşmak isterim. Hem 2 filmi hem de dizideki sahneleri kıyaslayan bu video Matthew Morettini'ye ait. Bu 3 yapımın da farklı yönetmenler, oyuncular kullanmasına rağmen karşılaştırmayı da mümkün kılmaktadır.

Morettini's Video

Her ne kadar bir yeniden çekim (remake) olsa da finali Manhunter'dan farklıdır. Sanırım kitaba daha sadık olan yapım Red Dragon. Manhunter'dan daha iyi bir film mi? Bilmiyorum. Bence kendi başına iyi bir film, ama Manhunter'ı çok iyi bilenler bu filmden ne kadar şok olacaklar bunu merak ediyorum. Sonu tamamen farklı ve çok daha gerçekçi olsa da.












* The Silence of the Lambs

FBI ajanı Clarice, “Buffalo Bill” adlı katili yakalamak için Lecter'ın yardımını ister. Aşağıda bu filmi daha detaylıca değerlendirdim.

* Hannibal

Lecter yıllar sonra Floransa'da yeniden ortaya çıkar; böylelikle Ajan Clarice yeni bir çatışmanın içine çekilir. 131 dakika süren filmin yönetmeni Ridley Scott. David Mamet ve Stephen Zaillian senaristler. Müzikleri Hans Zimmer'e ait. Başrolde Hopkins gene ve yan rollerde ise bu sefer Ajan Clarice rolünü Julianne Moore üstlenirken, diğer rollerde Gary Oldman (gene tanınmayacak halde), Ray Liotta ve İtalyan Komiser Pazzi rolünde İtalyanların meşhur Giancarlo Giannini. 87 Mil USD bütçe ile çekilmiş ve 351 Mil USD gişe yapmış, gişe açısından baya muazzam bir rakam 2001 yılına göre. IMDB puanı 6.8 olan filme verdiğim puan ise 7.1



















Hannibal'ın Starling'e duyduğu ilgi veya tutkunun en yoğun görüldüğü filmdir (ayakkabı, elbise, öpüşme sahneleri vs). Kuzuların Sessizliğinden sonra yetersiz bulunan bir film olarak görülse de kendi hikaye örgüsü üzerinde izlenebilir bir tat bırakıyor film. Julianne Moore'da yeni Starling olarak hiç fena değil.










Spesifik olarak bu filmde Pazzi ve Krembler cinayetleri ve hazırlanışı gerçekten çok iyi çekilmiş ve dönemine göre çığır açmış sahneler. Pazzi'nin geçmişine gitmesi, Rönesans tutkunu olmasına istinaden 500 küsür yıl önce Pazzi ailesinin köklerine kadar inerek Medici'lerden birini öldürmesini hatırlatması ve yargılanmasının ardından infaz edilişi ve Hannibal'ın bunu Komiser Pazzi'ye birebir uygulaması (çünkü Pazzi'nin açgözlü olması) bunlar gerçekten etkileyici sahnelerdi. Krembler'ın beyin operasyonu sahneleri için kamera arkası görüntüleri de izledim. Hannibal'ı anlatan en Hannibal sahnelerden biridir. Ayrıca Gary Oldman'ın canlandırdığı Mason Verger karakteri başlı başına bir sanat eseridir. Sinema tarihindeki en başarılı prostetik makyajlardan biridir.








Kapanışı bu harika şarkı ile yapıyorum Hannibal için.



The Silence of the Lambs















Ve geldik serinin en iyi filmine.118 dakikalık 5 Oscarlı muazzam bir film ve serinin en iyi işi. IMDB puanı 8.6 benim puanım 10. 

Yönetmeni Jonathan Demme. Başrolde Hopkins ile birlikte Jodie Foster var Yan rollerde ise Scott Glenn, Ted Levine var. Ted Tally'nin senaryolaştırdığı, Thomas Harris'in 1988 tarihli romanından uyarlanan 1991 yapımı bir Amerikan psikolojik korku gerilim filmi. En iyi kurgu, en iyi ses dalında Oscar' aday olmuş, en iyi uyarlama senaryo, en iyi yönetmen, en iyi kadın oyuncu, en iyi erkek oyuncu ve en iyi film Oscarlarını almıştır. Aşağıda iplik gibi dizilmişler. IMDB top 250'de 22. sırada. 19 Mil USD bütçe ile çekilmiş ve gişede 272 Mil USD gelir elde etmiştir ki o dönem için gişe hasılatı büyüktür.



Hava pusluyken koruluk bir bölgede başlayan açılış sahnesi ve koruluğun içindeki o sinematografi ve arka plandaki müziğin uyumu muazzamdır. Daha o andan nasıl bir filmle karşı karşıya olduğunuzu anlamanızı sağlar: buhran dolu, ürkünç ve puslu. Sinematografi Tak Fujimoto'ya ve müzikleri Howard Shore'a aitdir.

FBI'da stajyer olan ve davranış bilimi departmanında ilerlemek istediğini belirtmiş olan Clarice Starling'e, amiri Jack Crawford tarafından, akıl hastanesine gitmesi ve oradaki mahkumlardan biri, aslında bir psikiyatr da olan yamyam Dr. Hannibal Lecter ile görüşmesi istenir. Amaç başka bir seri katil Buffalo Bill'i yakalamak için kendisinden ipuçları almaktır ve olaylar gelişir. Filmin konusu tam olarak bu. Bir nevi eğitimi devam eden çaylak dedektif bizim Jodie Foster. Buffalo Bill ise kurbanlarının derisini yüzen bir seri katil. Hannibal'ın verdiği bilgiler, bu katilin toplumun dayatıları sonucu istediği kadın görünümüne kavuşamaması ve bunu içselleştirmesi ve savunma mekanizmasını güçlendirmek için kadınları öldürüp derilerini yüzüp kadın giysisi yapmaya ihtiyaç duyması gibi ürpertici olaylar var. Öte yandan filmin yönetmeni Jonathan Demme ise Buffalo Bill karakteri için New York Times'a açıklaması şu şekilde: O eşcinsel bir karakter değildi. Kendinden nefret eden ve bir kadın olmayı dileyen, işkence gören bir adamdı, çünkü bu onu kendinden olabildiğince uzaklaştıracaktı.




















Sir Anthony Hopkins, rolüne hazırlanmak için bir çok seri katilin dosyalarını incelemiş ve ayrıca çeşitli hapishaneleri ziyaret etmiş, hüküm giymiş katilleri incelemiş ve birtakım korkunç seri cinayetlerle ilgili bazı duruşmalara katılmış. Bu filmin bir başka güzel tarafı da Hopkins bu filmin sadece %20'sinde gözüküyor ve filmin tamamını düşündüğümüzde bu kısa bir süre, kabaca 15 dakika kadar ve bu kadar kısa süre içerisinde gösterdiği performans ile Oscar alması da Oscar tarihinde ödül alan en kısa performans. Hopkins role hazırlanış aşamasında, canlandırdığı karakteri incelerken sürüngenlerden esinlenmiş. Sürüngenler sadece istedikleri zaman ve bilinçli olarak göz kırparlar. Bu nedenle, filmde Hopkins sadece özel anlarda ve çok bilinçli bir şekilde göz kırpıyor. Ayrıca hapishane sahneleri için turuncu mahkum tulumu yerine beyaz tulum giymeyi kendisi tercih etmiş. Bununla kendisinin bilinçaltında bulunan diş hekimi korkusunun seyirciye de etki edeceğini düşünmüş.




  








Film boyunca, Clarice Starling'in cinsiyeti, sayısız erkek meslektaşı arasında bir azınlık olması nedeniyle ayırt edici bir özellik olarak vurgulanıyor. Bu asansör sahnesi ve gene aşağıda paylaştığım sahne onlardan biri, erkek egemen alanda bir kadın. 
Starling, 10 yaşında kuzeninin çiftliğinde yaşarken kesilmekten kurtarmaya çalıştığı kuzunun aslında tam da kendisidir. Gene asansör sahnesine bakın, erkeklerin hepsi bir kurt gibi bakıyorlar kuzuya. Bu sahnede etrafı ondan fiziksel olarak uzun ve iri insanlarla/kurtlarla çevrilir. Erkeklerle bir araya geldiği her sahnede bir kuzunun kurtların arasında kalışı gibi küçücük, çaresiz ve savunmasız resmedilmiş. Bu esnada filmin yapımı FBI'dan tam destek görmüş çünkü FBI bunu daha fazla kadın ajan işe almak için potansiyel bir araç olarak görmüş, kullanmıştır. Bu kurt kuzu metaforu filmin isminin de çıkış noktasıdır. Filmde Ajan Starling ile Hannibal arasında geçen önemli bir diyalog var. Az önce de bahsetmiştim. Starling, çocukken çiftlikte kesilmekten kurtarmaya çalışır ancak başaramaz ve kuzuların çığlıklarını zihninde kalır. Hannibal Lecter, bu travmatik anıya atıfta bulunarak ona “kuzular hâlâ çığlık atıyor mu, Clarice?” diye sorar. Filmin adı, Clarice’in kendi geçmişiyle yüzleşmesini ve masumları kurtarmaya çalışarak içindeki travmayı sonlandırmayı simgelemekte. Eğer bir gün gerçekten birini kurtarırsa, aklında kalan kuzular sessizleşecektir.






















Hannibal'ın elinden Clarice ve kuzuları çizimi.













Duvarlarda Lecter tarafından çizilmiş portreler ve manzara resimleri vardır. Hatta bunlardan biri Lecter’ın hayran olduğu Floransa’ya aittir. (Dr. Lecter’ın Floransa hayranlığı Ridley Scott’ın devam filmi “Hannibal”da (2001) onun Floransa’da ortaya çıkışını da açıklar).















Dawn Baillie tarafından tasarlanan film afişi kendi başına bir sanat eseri. Çünkü filmin afişindeki kelebeğin sırtındaki desen, doğal deseni değildir. Dikkatsiz bir gözle bakarsanız gördüğünüz şey Jodie Foster'ın yüzü ve onun ağzını kapatan kelebek benzeri bir böcek. Biraz dikkatli baktığınızda ise kelebek zannedilebilecek şeyin aslında özel bir cins güve (death's-head hawkmoth) olduğunu, güvenin sırtında da bir kafatası figürü -ki bu güvenin doğal görünümü de buna benzerdir- olduğu görülmekte. Aslında bu kısım, Salvador Dalí'nin “In Voluptas Mors” adlı, yedi çıplak kadının insan kafatası gibi gösterildiği bir resmidir. Filmi izledikten sonra Ajan Sterling'i, susturulmasını, kadınların öldürülmesini iç içe işlemiş bu afişi daha iyi anlıyorsunuz.






















Hannibal karakterinin romanlarının, filmlerinin ve dizilerinin üzerinden Prof. Nevzat Kaya ve Ceyhun Canikligil'in genel bir değerlendirme yaptıkları bu harika videoyu da aşağıda paylaşmak isterim.



Gelelim Amerikan Kültürüne. Aranan katilin adı Buffalo Bill ki Amerikan tarihinde bir halk kahramanıdır. Saklandığı evin içinde türlü semboller Amerika'yı temsil eder. Bunların içinde kartal simgesi, Amerikan bayrağı sık sık gösterilir.













Ve Hannibal kaçarkan öldürdüğü polisi yukarıya asar, sizce de bir kuş ya da kartal gibi durmuyor mu? Belki de Amerika'nın simgelerinden biri olan hani şu meşhur kartal... Alt metinde bir Amerikan toplumu eleştirisi yatar mı? Söz konusu Hannibal ise muhtemel çünkü kendisi Avrupalı ve daha önce belirttiğim gibi elegant, entellektüel ve soylu bir aileden geliyor. Amerikan konseptini, kültürünü, seviyesini hep küçümseyen tavrını da göz önünde bulundurursak böyle düşünmek mümkün. Bu arada sahnedeki ışık kullanımı muazzam, bana Exorcist'teki ışık kullanımını hatırlattı.



















The Exorcist - 1973 - Yönetmen William Friedkin

Anthony Hopkins: If you are playing somebody who is mad, the thing is not to play him mad but to play the opposite. Play him as ultra-sane. If you're playing somebody who's evil, play the good side of him. And that makes him more scary because you humanize him because nobody is all evil. Nobody is all good, whatever those terms mean. But nobody is all one thing. So what I do as an actor is to find out what the other side of the character is. And I found out with Lecter that, in fact, I think his problem is or his peculiar psychology is... He is so totally in control of every aspect of his thinking that he is completely mad because nobody can be in that much control. İt is as if he is so sane, he's flipped over into the world of the dark and the irrational. (Eğer deli birini oynuyorsanız, önemli olan onu deli gibi oynamak değil, tam tersini oynamaktır. Onu aşırı aklı başında biri gibi oynayın. Eğer kötü birini oynuyorsanız, onun iyi yanını oynayın. Bu onu daha korkutucu hale getirir, çünkü onu insanlaştırırsınız, çünkü kimse tamamen kötü değildir. Kimse tamamen iyi de değildir, bu terimler ne anlama gelirse gelsin. Ama kimse tek bir şey asla değildir. Bu yüzden bir aktör olarak yaptığım şey, karakterin diğer tarafını bulmaktır. Lecter'da, aslında onun probleminin ya da tuhaf psikolojisinin... düşüncesinin her yönünü o kadar kontrol altında tuttuğu için tamamen deli olduğunu keşfettim, çünkü kimse o kadar kontrol altında olamaz. Sanki o kadar aklı başında ki, karanlık ve irrasyonel bir dünyaya geçmiştir)




















KAYNAKÇA
* Bir Seri Katil Profili: Hannibal Lecter (https://www.artfulliving.com.tr/project/575/bir-seri-katil-profili-hannibal-lecter)
* The Silence of the Lambs — Dissecting a Scene (https://www.youtube.com/watch?v=9MktQ2eCR-4)
* Psikolojik Bağlamda Kuzuların Sessizliği İncelemesi İncelemesi (https://www.soylentidergi.com/kuzularin-sessizligi-incelemesi/)
* https://altyazi.net/bir-an/bir-an-kuzularin-sessizligi/
* Inside the Labyrinth : The Making of The Silence of the Lambs (https://www.youtube.com/watch?v=vzDLifACKug)
* Movie Summary and Analysis: ‘The Silence of the Lambs’ (https://creepycatalog.com/the-silence-of-the-lambs-moive-summary-analysis/)
* Kadın Kahramanın Yolculuğu Modeli Bağlamında Kuzuların Sessizliği Filmi Üzerine Bir İnceleme (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1693054)
* https://www.degirmendergisi.com/2025/05/kuzularin-sessizligi-the-silence-of-the-lambs-filminin-analizi/
* The Silence of the Lambs - Who Wins the Scene? (https://www.youtube.com/watch?v=5V-k-p4wzxg)
* Kuzuların Sessizliği'nde nasıl bir feminizm mesajı var? (https://www.bbc.com/turkce/vert-cul-39207140)
Kuzuların Sessizliği: Kötülüğe Duyulan Tuhaf Saygı ve Dehanın Gölgesi (https://mediumturkiye.com/kuzular%C4%B1n-sessizli%C4%9Fi-k%C3%B6t%C3%BCl%C3%BC%C4%9Fe-duyulan-tuhaf-sayg%C4%B1-ve-dehan%C4%B1n-g%C3%B6lgesi-f383a05df054)
* Kuzuların Sessizliği Neden Feminist Bir Öyküdür? (https://dusunbil.com/kuzularin-sessizligi-neden-feminist-bir-oykudur/)
* How To Terrify The Audience (https://www.youtube.com/watch?v=EzRHGS-HUdE)
* Just An Observation - The Psychology of Hannibal Lecter (https://www.youtube.com/watch?v=PhMKkurUPNI)
* Just An Observation - How Anthony Hopkins Improvised as Hannibal Lecter (https://www.youtube.com/watch?v=_YpAH8ufRwY)
* Kuzuların Sessizliği ve Kamera-Seyirci İlişkisi (https://sanatlog.com/sinema/kuzularin-sessizligi-ve-kamera-seyirci-iliskisi/)
* Seri Katiller Neden Öldürür? - Hannibal Felsefesi | Sinemanın Filozofları #3 - Hannibal Lecter (https://www.youtube.com/watch?v=ddUbMNRk3NY)
* Bir Film Sevdim (https://birfilmsevdim.blogspot.com/2012/01/kuzularin-sessizligi.html)
* Alfanın Dünyası - Have You Heard of the Real Story of Hannibal Lecter? (https://www.youtube.com/watch?v=6PmNghbd36I)
* Filmograf - KUZULARIN SESSİZLİĞİ | NEDEN EFSANE? (https://www.youtube.com/watch?v=53C1I0vgK9I)
* A Psychological Profile of Hannibal Lecter (https://www.youtube.com/watch?v=uwl0cWv21wQ)
* The Vile Eye - Analyzing Evil: Dr. Hannibal Lecter (https://www.youtube.com/watch?v=Ct7KDCa0ui8&list=PLOuCZqcoxnTZVtuSF9P8oYqrwqQjr1xAX&index=28)