Tuesday, April 28, 2026

SNEAKERS (1992)

92 yapımı 126 dakikalık bir soygun komedisi. Amerika'da Eylül 92'de, ülkemizde Nisan 93'de vizyona girmiştir. IMDB puanı 7.1, benim puanım 7.3Yönetmen Phil Alden Robinson. Başrollerde Robert Redford, Sidney Poitier, David Strathairn, Dan Aykroyd, River Phoenix, Mary McDonnell, Ben Kingsley. Filmin müzikleri James Horner'a ait. Filmde, Robert Redford & güvenlik ekibi bir kara kutuyu çalmak için kiralanır, ancak kısa süre sonra bu işin kötü sonuçları olduğunu fark ederler. 23 Mil USD bütçe ile çekilmiş ve 105 Mil USD hasılat elde etmiştir. Robert Redford, bugünün çoğu başrol oyuncusundan daha fazla karizmaya sahip, Sidney Poitier filme ağır bir hava katıyor, River Phoenix'in en yakışıklı zamanları. David Strathairn şimdiye kadar çekilmiş en havalı kör dahiyi oynuyor ve Dan Aykroyd ise şimdiki amcaların tam zamanlı işi haline gelen komplo teorileri hakkında sürekli atıp tutuyor.




Tagline: A burglar, a spy, a fugitive, a delinquent, a hacker, and a piano teacher... and these are the good guys. (Bir hırsız, bir casus, bir kaçak, bir suçlu, bir bilgisayar korsanı ve bir piyano öğretmeni... ve bunlar iyi adamlar)



















Konu: Martin Bishop (Redford), güvenlik sistemleriyle uğraşan hacker'lardan oluşan bir grubun lideridir. Bir gün hükümet görevlileri ona şantaj yapar ve ondan siyah bir kutuyu bulmasını isterler. Bishop ve grubu, kendilerini tehlikeli bir göreve atıp bu kutuyu bulmaya çalışırlar. Bulduklarında, bu kutunun dünya üzerindeki tüm şifreleri kırabilecek bir mekanizma olduklarını anlarlar. Daha sonra ise, onları bu iş görevlendiren kişilerin artık hükümet için çalışmadıklarını da öğrenirler.


























90'lar, hackleme temalarının bolca işlendiği bir dönem. İnternet hâlâ yeni ve henüz şirketlerin eline geçmemiş, Google, Yahoo vs. Bilgisayar dünyası, sahneye yeni çıkmış bir şey olarak hâlâ olumlu bir gizem taşıdığı bir dönem. Bu durum, o dönemde çekilen en ilginç filmlerin bazılarının doğmasına neden olmuş ve hepsi de hacklemenin gizemli dünyasını anlatmaktaydı. Sneakers'da bu filmlerin başında gelmekte. Dönemine göre teknolojik gelişmeler açısından da çok başarılı bir film çünkü kuantum bilgisayarlar icat edilmeden önce bile bu bilgisayarların şifre kırma yeteneklerini öngörmüşler. Bunda filmin senaristlerinin daha önce benzer ve başarılı bir iş olan WarGames filmini yazmalarına bağlıyorum. Gerçekçi bir senaryo ile kaliteli oyuncu kadrosu sonucunda ortaya gayet makul mantıklı kaliteli bir iş çıkarmışlar.

Grubun soğukkanlı lideri Marty Bishop (Redford), geçmişini gizli tutuyor ve tanıdıklarının sayısını sınırlı tutuyor. Elektronik dehası ve alet ustası Darren “Mother” Roskow (Dan Aykroyd), sosyal hayatı olmayan, çekilmez bir komplo teorisyeni. Kör telekom uzmanı ve telefon meraklısı Irwin “Whistler” Emery (David Stratharin) ise boş zamanlarını çoğunlukla kitap okuyarak ya da cihazlarla uğraşarak geçiriyor. Ve olağanüstü genç hacker Carl Arbogast (River Phoenix), kızlarla temas kurmaması onu aşk dolu ve heyecanlı hale getirdiği için zamanını kızlar hakkında hayal kurarak geçiren bir tip. Düşündüğünüzde, grubun kapsamlı yabancılaşmasını bu son örnek kadar vurgulayan başka bir şey yoktur. Sadece grubun tek eski kanun adamı, eski bir CIA ajanı olan Donald Crease (Sidney Poitier), grubun dışında bir hayatı ve ailesi var.



















Trivia: Ekip, film için şifreleme konusunda uzmanlardan bir kişi olan Leonard Adleman'dan yardım istemiş. Adleman, karısının Robert Redford ile tanışması karşılığında bu görevi kabul etmiş. Dan Aykroyd, filmin bir sahnesinde Aleka's Attic t-shirt'ü giymiş. Bu grup, filmde yer alan genç yıldız River Phoenix'in müzik grubunun adıymış.

Sonuç olarak filmin iyi yanı, aptalca görünmeden komik olabilmesi, kasvetli olmadan paranoyak olması ve teknolojiden çok insanlara odaklanması. Ayrıca oyuncu kadrosunun absürt derecede güçlü olması ve kimyalarının gerçekçi olması diyebiliriz.























Filmin basın kiti, filmi anlatan özel bir programın bulunduğu bir disketle birlikte sunulmuş. Programın bazı bölümleri yarı şifreliymiş ve kullanıcının devam edebilmesi için kolayca tahmin edilebilir bir şifre girmesi gerekiyormuş. Bu, bir film stüdyosu tarafından hazırlanan ilk elektronik basın kitlerinden biriymiş, dönemine göre marketing'de çığır açan bir pazarlama yöntemi.


Son olarak filmin fragmanı








Thursday, April 23, 2026

30. Yıl Anısına - Broken Arrow (1996)

96 yapımı 108 dakikalık John Woo klasiği, çocukluğumun filmlerinden. Utah Arizona'nın harika kanyonları arasında geçen inanılmaz aksiyon sahnelerinin birbirini takip ettiği tam bir 90lar aksiyon filmi. Filmde patlamayan araç yok: arabalar, hummer jeepler, 2 helikopter, savaş uçağı, deniz motoru, ve en sonunda tren patlatmışlar tren...

Başrollerde John Travolta ve Christian Slater var, yan rollerde ise Samantha Mathis, Delroy Lindo, Frank Whaley, Kurtwood Smith, Vondie Curtis-Hall ve Bob Gunton yer almakta. Filmin müzikleri ise Hans Zimmer'a ait. Zimmer'in film müziği, Ennio Morricone'nin Sergio Leone ile yaptığı çalışmalardan esinlenmiştir. MDB puanı 6.1 ki haksızlık benim puanım 7.2. 50 Mil USD bütçe harcanmış, gişede 150 Mil USD hasılat elde etmiş.

Broken Arrow: Bir nükleer silahın kaçırılmış olma ihtimali, kaybolma durumuna verilen kod isim. Hangisi daha kötü bilmiyorum. Nükleer silahların kaybolması mı, yoksa sık sık olduğu için buna bir isim verilmesi mi? Filmde geçen cümlelerden biri sadece.


Travolta'nın pek bilmiş edasıyla oynadığı, Slater'ın saf tutumuyla uyuşmazlık gösteren kimyaları çok iyidir. Travolta'nın karakteri şu ana dek oynadığı en ukala tip. O kadar ukala ve kendini beğenmiştir ki tekrar tekrar izlerim zira Travolta oynamak yerine her dakikasında gerek askerlerle gerek koca bir endüstri ile dalga geçer, sigarasını savurarak filmdeki yerini sorgulayıcı bakışlarıyla her saniye poz keser adamımız. Bir röportajında karakter çözümlemesi için detaylardan bahsettiğinde bazı albayları gözlemlediğini ve "tek yapmam gereken bacak bacak üstüne atıp bol bol puro içmemdi " diye açıklamış birine daha ne söylenebilir bilmiyorum.











Bir röportajında John Woo, John Travolta'nın “hiçbir filmini izlememiş” olması nedeniyle başlangıçta “biraz gergin” olduğunu söylemiş. Quentin Tarantino Travolta'ya The Killer'ı izletmiş ve bunun üzerine aktörün “Chow Yun-Fat olmak istiyorum!” demesine neden olmuş, bunun da Broken Arrow'daki performansını etkilediğini açıklamış. Travolta bu filmden 7 Mil USD ücret almış.












Alttan alta militarizme övgülerin sezildiği, sivil bakışın zaman zaman küçümsendiği film yine de çekildiği coğrafyanın ve özellikle Utah kanyonunun doğal güzelliğinden epeyce yararlanma başarısı ile dikkat çekebilir. Bir zamanlar Kızılderililer’in yaşadığı coğrafyada geçen filmde hikâyenin parçası olan 20 dolarlık banknot üzerinde generalliği ve başkanlığı döneminde yerlilere pek de iyi davranmaması ile bilinen Andrew Jackson’ın resminin olması da ilginç bir rastlantı olsa gerek. (https://gurkankilicaslan.com/broken-arrow-john-woo-1996/)













23 Şubat 1996' da ülkemizde "Kırık Ok" adı ile vizyona girmiştir. Ben ise dönemin şifreli kanalı Cine5'de izlemiştim, muhtemelen 96 yılı sonları olabilir.


Ve son olarak, John Woo'nun Broken Arrow filmi için hazırlanan tanıtım videosu.