Friday, November 14, 2025

Oyunculuk ve Fiziki Değişim Üzerine - The Machinist (2004)



















Bu sefer yönetmen Brad Anderson'ın en iyi filmi olan Makinist'i, bu filmin başrolü olan Christian Bale'in rol için muazzam değişimini, oyunculuğunu ve filmin detaylarını irdeleyeceğiz. Öncelikle yönetmen Brad Anderson'ın filmografisine baktığımızda genellikle psikolojik gerilim tarzında filmler çektiği görülmektedir;

* Son yıllarda çektiği işler gerçekten kötü ve tatmin etmeyen işler: The Call (2013), Fractured (2019), Blood (2022), The Silent Hour (2024) ve hatta çok yeni olan Worldbreaker (2025). Bunlara ek olarak Vanishing on 7th Street (2010) ise yönetmenin en kötü işi. Bu filmleri izlerken evde önemli işlerinizi halledin, bunlar arkada dönebilir.
* Bunlar dışına ortalama işlerine bakarsak: Masters of Horror S2E4 - Sounds Like (2006), Beirut (2018), Transsiberian (2008), Session 9 (2001) ve S
tonehearst Asylum (2014). 
* Next Stop Wonderland (1998) ve Happy Accidents (2000) ise en basit tabiriyle 7 puanlık, iyi filmler.

Asıl filmimize gelecek olursak zaten yönetmenin de en iyi işi, The Machinist (2004)
(Film 21 yaşında, bu yazıyı okumadan evvel filmi izleyin, aşağısı spoiler kaynıyor)


















Filmin çekimleri Catalonia, İspanya'da gerçekleşmiş, bağımsız bir yapım olduğunu biliyordum ama çekimlerin tamamının İspanya'da olduğunu bilmiyordum açıkçası. Amerikan stüdyolarını ikna edememişler bu filmin çekimi için çünkü kendi ülkelerinde daha maliyetli ve projeye inanan stüdyo neredeyse bulamamışlar. İspanyolca adı "El Maquinista" ki filmin orijinal isimlerinden biri. Filmin tagline'ı ise: How can you wake up from a nightmare if you are not asleep? (Uyumuyorsan kabustan nasıl uyanabilirsin ki?)

Başrolde Bale var yan rollerde ise Jennifer Jason Leigh, Aitana Sanchez-Gijon, John Sharian ve 80'lerin kötü adamlarından Michael Ironside. 5 Mil USD bütçe ile çekilmiş ve 8.2 Mil USD işe hasılatı yapmış.

Bir yıldır uyumayan bir fabrika işçisi, kendi akıl sağlığından şüphe etmeye başlar. 1 saat 41 dakika süren filmin konusu en kısa haliyle bu. 
Trevor Reznik (C. Bale) bir makine operatörüdür ve bir uykusuzluk sendromu yaşamaktadır. (Senarist Scott Kosar, Nine Inch Nails grubunu o kadar çok seviyormuş ki, filmin kahramanı Trevor Reznik ismini, grubun solisti Trent Reznor'un adından türetmiş) Aşırı yorgunluk ve uykusuzluk yüzünden fiziksel sağlığı ve akli dengesi bozulmaya başlar. Çalıştığı yerde karıştığı bir iş kazası sonucu işçilerden biri kolunu kaybedince orada çalışan insanları karşısına almış olur. Kaza yüzünden Trevor’ı suçlarlar. Artık hem kendisi hem de diğerleri için bir engel haline gelmiştir ve adamların tek isteği Trevor’ın gitmesidir. Anlayacağınız kapitalist üretim rejimi içinde ezilen bir işçi ile karşı karşıyayız.

Çalışanların onun işten atılması için komplo kurmaya başlamalarını anlayınca Trevor’ın suçluluk duygusu zamanla şüphe ve paranoyaya dönüşür. Önce evinde gizli notlar bulur. Tüm bu gizemler, Trevor’ı delirtmek için kurulmuş bir entrikanın parçaları mı yoksa her şeyin sebebi aşırı uykusuzluk ve yorgunluk mu? Olup bitenleri anlayabilmek için meydana gelen tuhaf olayları araştırmaya başlayan Trevor’ın hayatı bir kabusa dönmeye başlar. Kendini fiziksel ve ruhsal olarak kaybettikçe gerçeklerden uzaklaşan Trevor, zamanla ürettiği bu komplo teorisi içinde bulur kendini.

Şimdi karaktere adanmışlık anlamında C. Bale sadece zayıflamamış, adam insanlıktan çıkmış resmen. İnsan görünümünün dışında normal olmayan bir hali var. Ve üzerine yaşadığı paranoyaları da düşündüğümüzde film boyunca olayları sorgulamamız bitmiyor. Emin olamama durumunu bize tamamen yaşatan Bale'in oyunculuğu ve fiziki adanmışlığı.














Bale’in role olan aşırı bağlılığı, performansının diğer yönlerini gölgede bırakacak kadar öne çıkarıldı. Oysa Reznik karakteri sadece uykusuzluk ve kötü beslenmenin getirdiği fiziksel değişimleri yansıtan biri değil; aynı zamanda iç dünyasındaki yıkımı da çok sert bir şekilde dışarı vuruyor. Duygusal ve psikolojik olarak çökmüş, hayaletler tarafından rahatsız edilen bir adam ve Bale’in role bağlılığı sayesinde bedeni bu çöküşün canlı bir göstergesine dönüşüyor. Bu durumun filme daha fazla derinlik ve zenginlik kattığı kesin.

Bu açıdan bakmaya çalışırken ve film ile ilgili okumalar ve araştırmalar yaparken "JoBlo"da okuduğum şu kısım çok ilgimi çektiği için buraya direkt alıntılıyorum: Filmi izlediğinizde, Bale'in gözlerinin arkasında olağanüstü bir şeyler olup bittiğine özellikle dikkat edin; dikkatli bakarsanız, şaşırtıcı bir şekilde görebileceğiniz çok sayıda hayatın katmanları vardır. Her bakışın arkasında patlar, hayatta kalmak için mücadele eden, kendini içinde bulduğu bu kemikli hapishaneden kaçmak için çabalayan benliğinin parçaları ve parıltıları. Bu ustaca bir beceri ve basitçe söylemek gerekirse, hala kariyerinin en iyi çalışmalarından biri.


Christian Bale, karakterinin aşırı derecede zayıf görünmesi gerektiği için çekimlerden önce dört aydan fazla bir süre boyunca sıkı bir diyet uygulamış. Bale'in eski asistanı tarafından yazılan biyografisine göre, bu günlük diyet “su, bir elma ve günde bir fincan kahve ile ara sıra viski”den oluşuyormuş. Bu durum bile izleyiciye karakterdeki psikolojik çöküntüyü hissettirmektedir.




DVD'deki yorumlara göre, 28 kilo vererek vücut ağırlığını 54 kiloya düşmüş. Bale, 45 kiloya kadar inmek istemiş, ancak film yapımcıları sağlık endişeleri nedeniyle buna izin vermemişler. Aslında,183 cm boyundaki Bale'in ulaştığı hedef kilo, çok daha kısa boylu bir aktör için belirlenmiş, ancak Bale yine de bunu başarabileceğini görmekte ısrar etmiş. Yönetmen Brad Anderson, Christian Bale'den bu kadar çok kilo vermesini istememiş ve çekimlerin ilk gününde Bale'in görünüşünü görünce gerçekten şok olmuş. Ayrıca, oyuncunun adanmışlığından da çok etkilendiğini itiraf etmiş. Çekimler bittiğinde, Batman Begins filmindeki rolü için ekran testine hazır olmak üzere yeterli kiloyu geri kazanmak için sadece altı haftası kalmış ve bunu ağırlık kaldırarak ve pizza ve dondurma yiyerek başarmış.















Trevor Route 666'da giderken, bir çekimde başının üzerinde “Suç ve Ceza” yazan bir tabela görünüyor. Bu, suçunu haklı çıkarmaya çalışan suçlu bir adamı anlatan bir Dostoyevsky romanı. Bu arada Trevor'ın evde okuduğu ise Dostoyevski'nin, masum bir adamın başkalarının yolsuzluk ağına düşmesini anlatan ve çok şaşırtıcı bir sonla biten romanı “Budala”ya da bir gönderme var ve bu, filmin kendi sonunu da önceden haber veren bir referans. Ayrıca en güçlü edebi etkiyi, gene Rus yazar Dostoyevski'den almış senarist Scott Kosar, ve yazarın bir başka romanı The Double'dan da etkilendiğini belirtmiş. Çekimler sırasında da yönetmenin yönlendirmesi ile birlikte Bale'de bol bol Dostoyevski okumuş. Suç ve Ceza'da o dönem okuduğu yapıtlardan birisiymiş. Uykusuzluğu da hissettirebilmek adına çekim sürecinde günde sadece 2 saat uyumuş, 10 saat ise sadece okuyarak geçiriş. Yazar zaten Dostoyevski ve Kafka'dan ilham aldığını bir çok röportajında ifade etmiş. Yönetmen de buna uygun olarak "Kafkaesk" bir ortam yaratmış filminde.

Trevor, arabasıyla bir çocuğa çarpıp kaçtığı için duyduğu suçlulukla baş edebilmek adına olayı bilinçaltına itmeye ve unutmaya çalışır. Suçunu daha derine gömmek istercesine ellerini çamaşır suyu ve deterjanla yıkar, banyodaki fayansları diş fırçasıyla temizler. Ancak zihninin daha vicdanlı tarafı, onu gerçeği hatırlatıp rahatlatmak için buzdolabına post-it’ler yapıştırarak onunla adam asmaca oynamaya başlar.

Kaza nedeniyle yaşadığı ruhsal travma, Travma Sonrası Stres Bozukluğu'na yol açar. Yaşadığı travmatik olayın onda yarattığı suçluluk duygusu nedeniyle ileri derecede uykusuzluk (insomnia) çekmektedir. Uykusuzluk dikkat dağınıklığına sebep olur, konsantre bozukluğu yaşatır ve iş performansını etkiler. Filmde iş arkadaşı Miller'ın kolunu kaybetmesinin sebebi Trevor'ın dikkat dağınıklığıdır. Sürekli şüpheyle geçirdiği iş ortamında gördüğü sanrılar onun herkesle olan ilişkisini kötü etkiler.

Mehmet Sindel'in film ile ilgili görüşlerini okurken bir kısmını burada belirtmek isterim. Bu yorumuna katılmamak elde değil: "Herkes onun düşmanıdır çünkü içindeki yargıç, dış dünyada tezahür edecek bir mahkeme salonu aramaktadır. Ivan karakteri, Trevor’ın bastırdığı suçun psişik figürüdür. Freud’un “Uncanny” (Tekinsiz) tanımıyla bireyin hem kendinden hem kendine yabancı olan bir görüntüsü, hem gölge hem arzu nesnesidir. Film boyunca görülen aynalar, rüyasızlığa ve gerçeği bastırmaya dayalı bu çöküşün en belirgin görsel  motifleridir. Uykusuzluk, 24 saatlik üretim çılgınlığının semptomatik karşılığıdır; artık uyumayan, dinlenmeyen, rüya görmeyen bir beden, sermayenin rüyasız işçisidir. Bu nedenle filmdeki her sahne, ekonomik bir düzenin varoluşu tüketme biçiminin sinematografik belgeselidir."












Bale oynadığı karakter için şunu diyor: Sadece suçluluğunun dışa vurulmasıydı ve suçluluk duygusu tarafından kelimenin tam anlamıyla canlı canlı yeniliyordu Trevor. O dönem memnun olmadığım birkaç film çekmiştim ve kendimi tamamen kaptırabileceğim, takıntılı olabileceğim bir şey arıyordum. Yani, o zamanlar bunun akıllıca bir şey olmadığını hatırlıyorum çünkü para kazanamıyordum ve “kahretsin, yerimi kaybedeceğim ya da geçimimi sağlayamayacağım” diye düşünüyordum. Yeni evlenmiştim ve tüm bu problemler vardı, yani iş açısından akıllıca bir şey değildi. Ama ben iş konusunda hiç akıllı olamadım zaten.

I was so quiet and happy being quiet, and just kind of there, but not really there. But it was also very much an awareness on my part that there are some parts which it's appropriate to disconnect yourself, other parts which it's not appropriate at all, in which you really should be as social as possible and it can actually help. But with this one, it really was necessary because I honestly did find that if I started chatting and being too pally with everybody around on the set, I was exhausted after that, and I just couldn't do the scenes. So my mantra was literally try not to speak unless it's on film, unless I'm doing that scene. So I barely uttered a word to a number of the other actors and actresses. (Çok sessizdim ve sessiz olmaktan mutluydum, sanki oradaymışım gibiydim ama aslında orada değildim. Ama aynı zamanda, kendinizi bazı durumlarda koparmanın uygun olduğu, bazı durumlarda ise hiç uygun olmadığı, mümkün olduğunca sosyal olmanızın gerçekten yardımcı olabileceği farkındalığı da bende vardı. Ama bu durumda, bu gerçekten gerekliydi çünkü dürüst olmak gerekirse, setteki herkesle sohbet etmeye ve fazla samimi olmaya başladığımda, sonrasında çok yorgun düşüyordum ve sahneleri çekemiyordum. Bu yüzden benim mantram, filmde değilse, o sahneyi çekmiyorsam, konuşmamaya çalışmaktı. Bu yüzden diğer aktör ve aktrislerin çoğuna neredeyse hiç konuşmadım)

(Regarding his weight loss) I kind of just wanted to see if I could set myself a challenge and achieve it and have the mental discipline not to waver from it… and it would've been ridiculous if it was for a movie that I didn't think it was worth it, but I felt that it was essential for playing this part. I understand that a number of people have also said to me, 'Well, this isn't going to be a mainstream movie. You're not going to get many people to go and see it. So why did you do it?' Well look, it's not for that. To me a movie doesn't become better just because a lot of people go see it at all. My primary satisfaction for making movies is actually in the making of the movie. So in those terms, absolutely, I feel like it was worth it. (Kilo kaybıyla ilgili olarak- Kendime bir hedef belirleyip bunu başarabilir miyim, bu hedeften sapmayacak zihinsel disipline sahip miyim diye görmek istedim... Eğer buna değmeyeceğini düşündüğüm bir film için olsaydı saçma olurdu, ama bu rolü oynamak için bunun gerekli olduğunu hissettim. Birçok kişinin bana "Bu film ana akım bir film olmayacak. Çok fazla insan izlemeye gitmeyecek. Öyleyse neden yaptın?' dediklerini biliyorum. Bakın, bunun için yapmadım. Bana göre bir film, çok fazla insan izlemeye gitti diye daha iyi hale gelmez. Film yapmaktan aldığım en büyük tatmin, aslında filmi yapma sürecinde. Bu açıdan bakıldığında, kesinlikle buna değdiğini düşünüyorum)



















Filmin konseptinde önemli yer tutan "who are you" sorusu baş karakterinin geçmişini refere etme sürecini iyi bir biçimde kurgulanmış. Filmdeki puzzle tamamlama süreci çok iyi işlenmiş açıkçası. Ayrıca 
Hitchcock, Lynch ve Fincher esintilerini görebileceğiniz bir film, soğuk bir renk paletine sahip. Öte yandan Dostoyevski referansları ile baş karakterimizin bilinç ve bilinçdışı arasında gelgitleri ile seyirciyi takıntı, paranoya, şüphe, gerilim ve gizem arasında mekik dokuyan bir hikayenin içine çekmekte.

Brad Anderson: I think you could say that there were certain directors that were haunting the set… and Hitchcock was certainly the pre-eminent presence. Scott Kosar and I both felt that we were channelling a Hitchcock film, through the music, the Bernard Herrmann-style score, the look and the feel. We wanted to make something that felt weirdly timeless, like it wasn't about any particular place or time, and had a very old-fashioned feel to it. (Bence sette bazı yönetmenlerin hayaletleri dolaşıyordu diyebiliriz... ve Hitchcock kesinlikle en belirgin olanıydı. Scott Kosar ve ben, müzik, Bernard Herrmann tarzı film müziği, görünüm ve hislerle bir Hitchcock filmini yansıtıyor olduğumuzu hissettik. Belirli bir yer veya zamanla ilgili olmayan, tuhaf bir şekilde zamansız hissettiren ve çok eski moda bir havası olan bir şey yapmak istedik)


The director of photography, Spanish cinematographer Xavi Gimenez, was great. His whole palette is virtually un-illuminated. He likes working in the dark literally (laughs). And I really liked that idea of seeing how far we could push it and just keeping it very noir… That is sort of what we intended; to keep it not just dark for the sake of creating scares, but dark to create a real sense of paranoia and dread… Just something looming there in the darkness, we were playing with that. Also I just wanted to make the imagery really graphic and simple in keeping with the idea that the locations were very generic. We wanted the feeling of this guy’s world, the look of the film, the compositions and such all that to just feel very symmetrical and generic and not of this world. It needed to feel almost dream like in some way. (Görüntü yönetmeni, İspanyol sinematograf Xavi Gimenez harikaydı. Onun tüm paleti neredeyse hiç aydınlatılmamış. O, kelimenin tam anlamıyla karanlıkta çalışmayı seviyor (gülüyor). Ve ben, bunu ne kadar ileri götürebileceğimizi görmek ve çok noir tutmak fikrini gerçekten çok sevdim... Bizim amacımız da buydu; sadece korku yaratmak için karanlık tutmak değil, gerçek bir paranoya ve dehşet hissi yaratmak için karanlık tutmak... Karanlıkta beliren bir şey, biz de bununla oynuyorduk. Ayrıca, mekanların çok genel olduğu fikrine uygun olarak, görüntüleri gerçekten grafiksel ve basit hale getirmek istedim. Bu adamın dünyasının hissini, filmin görünümünü, kompozisyonları ve tüm bunları çok simetrik ve genel, bu dünyaya ait olmayan bir his olarak vermek istedik. Bir şekilde neredeyse rüya gibi hissettirmesi gerekiyordu)




Mekan tasvirleri de harikaydı. Fabrikada özellikle ortaya çıkan gri mavi tonların etkileyiciliği hat safhadaydı.




Bu filmde beni en çok etkileyen şeylerden biri de senaryo ve temaların sinematografi üzerinden anlatımı. Yani filmin kurgu aşamasında uygulanan “color correction” durumu (renk düzenlemesi). Filmdeki gri, yeşil, beyaz ışıkların filmin çeşitli bölümleri ile bağlantısı bulunmakta. Youtube'da bunu çok güzel anlatan bir video var, izlemenizi tavsiye ediyorum ve hemen aşağıda paylaşıyorum:


Filmde buzdolaplarından kan akar, makineler insanlara zarar verir ve her şey giderek daha bozulmuş bir hâl alır. Renkler yavaşça silinir, Reznik’in derisi kemiklerinin üzerine iyice gerilir ve seyirci, onun yanından hiç ayrılmadan bu karanlık yolculuğa sürüklenir. Film adeta giderek daralan, sıkıştırılmış bir atmosfer yaratır; karakter sanki kendi zihninde kapana kısılmıştır ve bu durum her geçen an daha da çıkılmaz hâle gelir. Psikolojik baskı, karakterin yaşadıkları ve rahatsız edici çevre bir araya gelerek güçlü bir bütünlük oluşturur.


























Trevor, Ivan'ın peşinden aracı ile takip ederken bir ara plakasını okumaya çalışır. "743 crn" tam o esnada hakimiyeti kaybeder ve durmak zorunda kalır. Ve bu esnada Trevor'un plakasını görürüz "nrc 347".












Film genellikle karanlık bir film. Filmin sonunda hapishanenin aydınlık olması vicdanının artık rahatladığı şeklinde refere edilebilir.

Biraz korku-gerilim filmi, biraz drama, biraz karakter filmi, biraz da sürrealist portre gibi bu film. Bunların hepsinden biraz biraz almış ve birleştirmiş ortaya THE MACHINIST filmi çıkmış. Kendine özgü bir kimliği var filmin. İzleyiciye uykusuzluğun ve suçluluk duygusunun insan psikolojisi üzerindeki derin etkilerini sorgulatıyor.













Son olarak filmin fragmanını ve C. Bale'in yıllar içinde rolleri için uğradığı fiziksel değişimi de paylaşıyorum. Imdb puanı 7.6 benim puanım 8.




Kaynakça
* https://www.imdb.com/title/tt0361862/?ref_=ttfc_ov_bk
* https://en.wikipedia.org/wiki/The_Machinist#External_links
* https://www.joblo.com/the-best-movie-you-never-saw-the-machinist-280-02/
* INTERVIEW: BRAD ANDERSON - https://chud.com/173/interview-brad-anderson/textutm_source=chud&utm_medium=&utm_content=&utm_campaign=non_home_clicktracking
How Much Weight Christian Bale Lost For The Machinist - https://screenrant.com/machinist-movie-christian-bale-weight-loss/
* https://eksisozluk.com/the-machinist--831562
* The Machinist - How To Do Visual Storytelling - https://www.youtube.com/watch?v=uUaMdsnp3Yg
* Christian Bale's Preparation for The Machinist - https://www.youtube.com/watch?v=rn6gRZ83lZk
* Sinema ve Psikoloji #6: The Machinist (2004) - https://wannart.com/icerik/11579-sinema-ve-psikoloji-6-the-machinist-2004
* Mehmet Sindel - https://www.instagram.com/p/DMRjx6diyyc/




No comments:

Post a Comment