Sinema üzerine notlar,
Çizgi roman sempatizanı,
B-movie holiganı,
En sevdiği yemek spaghetti western,
İdolü Bela Lugosi
Thursday, December 25, 2025
Guilty Pleasure: Con Air ve Simon West
Müzik klip ve reklam yönetmenliğinden gelen İngiliz Simon West'in son 15 yılda birbirinden rezil filmler çektiğini biliyoruz: Bride Hard (2025), The Legend Hunters (2025), Old Guy (2024), Sin Limites (2022), Skyfire (2019), Gun Shy (2017), Stratton (2017), Wild Card (2015), Stolen (2012), When a Stranger Calls (2006). Bu filmlerin hepsi IMDB' de 5'in altında kalan filmlerdir.
Lara Croft: Tomb Raider (2001) ve The Mechanic (2011) gibi filmer tv de döndükçe izlenir ama akılda bir şey kalmaz, cılız popcorn filmlerdir. The Expendables 2 (2012) ise seri filmlerde ayrıca değerlendireceğim fakat benim gibi çocukluğu 90'larda geçenler için kadrosu muazzamdır.
Bunlar dışında özellikle reklam ve klipler ile dikkat çekmiştir. Özellikle Budweiser reklamları 90'larda çok beğenilmiştir.
Sayısız çektiği video kliplerden en bilineni ise tabi ki "Never Gonna Give You Up"
Bonus: The General's Daughter (1999)
Korgeneral "Savaşçı Joe" Campbell'ın kızı Yüzbaşı Elisabeth Campbell'ın çıplak cesedi, Fort MacCallum'un savaş eğitim alanında kazığa çakılmış halde bulunur. Ordu CID dedektifleri Paul Brenner ve Sara Sunhill soruşturmaya çağrılır ve kendilerini cinsel ahlaksızlık ve yanlış yönlendirilmiş itibar kurtarma çabalarının girdabının içinde bulurlar. Nelson DeMille'in romanından ünlü senarist William Goldman uyarlaladığı filmde başrolde John Travolta var, ona eşlik eden casting'de de çok kariyerli isimler bulunmakta: Madeleine Stowe, James Cromwell, Timothy Hutton, Leslie Stefanson, Daniel von Bargen, Clarence Williams III ve James Woods. 116 dakika süresi ile Amerikan ordusunda kadının konumunu anlatan bir polisiye - gerilim filmi. 77 Mil USD bütçe ile çekilmiş ve box office'de 150 Mil USD gişe hasılatı elde etmiştir. Yavaş temposuna karşın merak unsuru sayesinde izlemesi keyifli bir 90'lar seyirliği. O yılların kalitesini yansıtan iyi bir polisiye olduğu için son ana kadar neler olacağını tahmin edemiyorsunuz ve bu süre boyunca filme dahil olup katili tahmin etmeye çalışıyorsunuz. IMDB 6.4 vermiş fakat benden 6.8 alır.
Travolta, bu psiko polisiye dramada, Ordu Ceza Soruşturma Dairesi'nden üst düzey bir araştırmacı olan Astsubay Paul Brenner rolünde oldukça başarılı bir performans sergiliyor. Brenner, aynı Daire'de kıdemli bir üye ve hâlâ aralarında bir aşk besleyen eski sevgilisi Sarah Sunhill (Madeleine Stowe) ile birlikte bu davaya atanıyor. Kimyaları zayıf değil ama muhteşem de değil, ikili arasında film boyunca atışmalar yaşanıyor. "Generalin Kızı", ordudaki adam kayırmacılık ve ikiyüzlülüğe dair ikna edici bir eleştiri sunmakta ve toplumda örtbas etme ve cinsiyet ayrımcılığı gibi sorunları da gözler önüne sermekte olan bir film.
"Generalin Kızı" iyi oyunculuk içeren, iyi yapılmış bir gerilim filmidir, özellikle Travolta ve James Woods için keskin ve net bir diyalog sahnesi yaratılmıştır; bire bir, kelimelerle düello etmekteler ve sessiz bir şekilde bu sahneleri izlediğinizde gerçekten bu 2 usta aktör için yazılmış çok iyi sahneler olduğununn farkına varıyorsunuz. General (James Cromwell), mobilyalara bakılırsa, orada oldukça uzun bir süre yaşamış gibi görünmektedir; iç mekanlar Architectural Digest dergisinden çıkmış gibi görünüyor.
"Generalin Kızı", dediğim gibi, iyi yapılmış bir film. Keskin performanslarla dolu ve Woods'un canlandırdığı, saklayacak bir sırrı olan kariyer adamı; Cromwell'in canlandırdığı, tavizsiz bir subay ve baba; ve Williams'ın canlandırdığı, generale aşırı derecede hayranlık duyan adam karakterlerine gerçek bir bakış açısı kazandırıyor. Bunlarla birlikte merkezde Travolta'nın da başarılı oyunculuğu ile keyifli bir seyirlik sunuyor.
Con Air (1997)
Benim favori "guilty pleasure"larımdan biridir. Ne zaman izlesem sıkılmam hala ilk günkü gibi izlerim, bazı replikleri ezbere bilirim. Tam bir 90'lar Hollywood Aksiyon klasiği. 123 dakikalık extended versiyonunu izlemenizi tavsiye ederim. En iyi ses ve "How Do I Live" adlı şarkı ile en iyi şarkı dalında Oscar adaylığı almıştır. IMDB puanı 6.9 ama kesinlikle 8'lik filmdir. Yüksek rütbeli bir Ordu Komandosu olan Cameron Poe, eşi Tricia'nın yanına Alabama'ya döner, ancak eşinin çalıştığı barda birkaç sarhoş müdavimle karşılaşır. Cameron kazara sarhoşlardan birini öldürür ve kasıtsız adam öldürme suçundan yedi yıl federal cezaevine gönderilir. Şartlı tahliye hakkını kazanır ve artık eşi ve kızının yanına dönebilir. Ne yazık ki Cameron, ülkenin en tehlikeli suçlularından bazılarıyla aynı hapishane uçağını paylaşmak zorunda kalır. Suçlular uçağın kontrolünü ele geçirir ve ülkeden kaçmayı planlarlar. Cameron, onlara ayak uydururken onları durdurmanın bir yolunu bulmak zorundadır. Bu arada, Birleşik Devletler Marshal'ı Vince Larkin, Cameron'ın özgür kalmasına ve Cyrus “The Virus” Grissom liderliğindeki suçluları durdurmasına yardım etmeye çalışır.
"
Jerry Bruckheimer yapımcı, zaten 90'lı yıllar ne varsa aksiyon sinemasında arkasından bu adam çıkıyor. Yönetmen Simon West, Başrolde Nicolas Cage var ve dublör kullanmamış aksiyon sahnelerinde ve diğer casting o kadar dolu ki: Steve Buscemi, Monica Potter, John Cusack, M.C. Gainey, Danny Trejo, Rachel Ticotin, Dave Chappelle, Ving Rhames, Mykelti Williamson, Colm Meaney ve John Malkovich aka Cyrus the Virus rolü ile muazzam bir performans göstermiştir. Oyuncu kadrosu geniş, ancak herkesin rolüne uygun davranması ve karakterinin dışına çıkmaması sayesinde her şeyi kolayca ayırt edebiliyoruz. Malkovich'in rolü kabul ediş hikayesi aşağıda.
Arkada "Sweet Home Alabama" çalarken, bir sahne vardır ve filmdeki bütün kaosu tanımlar. Steve Buscemi'nin canlandırdığı psikopat seri katil Garland Greene der ki: Define irony: a bunch of idiots dancing around on a plane to a song made famous by a band that died in a plane crash. İroninin tanımı: Bir grup aptalın, uçak kazasında ölen bir grubun meşhur şarkısı eşliğinde uçakta dans etmesi.
Nicolas Cage, Cameron Poe karakterinin şekillenmesine ayrıca yardımcı olmuş, saçlar dahil.. Senaryoyu gördüğünde Poe'nun "çok gerçekçi bir kişi olmadığını" düşünmüş, bu yüzden kolayca dövüşüp öldürebilmesinin inandırıcı olması adına ABD Ordusu Komandosu olması gerektiğine karar vermiş ve karaktere bunu katmış. Ayrıca onu Alabama'lı yapma fikri de tamamen Cage'e aitmiş. Başka bir eklenti de, mahkumlar tarafından yakalanan gardiyanlardan birinin kadın karakter olarak değiştirilmesini sağlamış böylelikle filmi çerisinde tecavüz tehdidini ortaya koyarak Poe'ya uçakta kalmak için bir neden yaratmış ve bu da onun karakterinin Güney kökenlerini vurguluyormuş çünkü Güneyli erkeklerin kadınlara karşı güçlü bir şövalyelik, koruyucu vs. duygusu varmış gibi araştırmalara ulaşmış.
Dünyanın en saçma ama aynı zamanda en bir mükemmel filmi gibidir, başladı mı bitirmek istersiniz ne kadar çok izleseniz de. Bu filmi tamamen ciddiyetten uzak bir şekilde izlemeniz gerekir. Zaten eskiden televizyonda çok sık çıkardı ve ben de neredeyse her denk gelişimde oturur izlerdim. Düşmeyen temposu, dozunda komedisi, akıl almaz aksiyon sahneleriyle tam bir 90'lar klasiğidir. "The Rock"taki gibi kendini tiye alan bir mizah anlayışına da sahip. Bu film, absürt olduğunun farkında ve bunu inkar etmek gibi bir çabası da yok. O yıllarda aksiyon filmi denildiğinde ilk akla gelen 10 filmden biridir. Öyle ki pek çok büyük aksiyon filminin yapımcısı olan Jerry Bruckheimer'ın filmlerinden önce hala "Con Air'in yapımcısından" diye referans verilir.
Çekimler çok estetik zaten yönetmen de video klip dünyasında gelmekte. Yukarıdaki fotolar Aerosmith, Rolling Stones kliplerinden çıkma gibi.
Con Air, 6 Haziran 1997'de Buena Vista Pictures tarafından Touchstone Pictures aracılığıyla sinemalarda gösterime girmiş ve 75 milyon dolarlık yapım bütçesine karşılık 224 milyon doların üzerinde gişe hasılatı elde ederek büyük bir başarı yakalamıştır. Zaten gösterime girdiği yıl çok ses getirmişti. Klişe ve abartılı sahnelerle izleyiciyi görsel açıdan aksiyona doyurmak amaçlı filmlerin öncülerinden biri de denilebilir. Özellikle son 20 dakikasında artık mantık diye bir şey yoktur. Sürekli bir yerler patlar, Cage bir yerlerden atlar, birilerine yumruk sallar, normalde bir insanın asla söylemeyeceği birbirinden gaz replikleri söyler. Film, aksiyon filmi meraklıları ve Nicolas Cage hayranları arasında kült bir takipçi kitlesi edinmiştir.
Filminin ortalarında Nicolas Cage'in canlandırdığı karakter şöyle diyor: Somehow they managed to get every creep and freak in the universe on this one plane. (Bir şekilde evrendeki her sapığı ve ucubeyi bu uçağa toplamayı başarmışlar) Tuhaf suçlularla ve garip olaylarla dolu bir filmde, işte en garip ve en tuhaf olanı: "Sweet Home Alabama" eşliğinde oynatılan kapanış jeneriğinde, tüm ana karakterlerin gülümsediği bir montaj yer alıyor. Evet, sürekli gülüyorlar. Cyrus the Virus, Johnny 23 ve diğerleri, bir reklam filminden çıkma kısa sahnelerde görünüyorlar. Sanırım izleyici üzerinde iyimser bir notla filmi tamamlamak amaçlanmış. Senarist Rosenberg, West'in sette öğle yemeği yerken, kendisine spagetti sosu verildiğini ve "Daha fazla. Daha fazla. Daha fazla." dediğini hatırlıyor. Rosenberg'e göre bu, filmi özetliyor. "Daha da çılgın şeyler olmaya devam etti. Yönerge buydu. Gerçekten büyük, absürt bir girişimdi. Ama eğlence, coşku ve hiçbirimizin bir daha bu şekilde film çekemeyeceği hissi - bence bunu ekranda hissediyorsunuz."
Sadece eve dönmeye çalışan bir adamın hikayesi. Nic Cage'i taklit edilemez bir ekran kahramanına dönüştüren bu rol. Aşırılık, patlamalar ve son derece komik saç stilleriyle dolu bir yapım. Evet, Simon West'in muhteşem derecede kaotik, kusursuz oyuncu kadrosuna sahip, testosteron yüklü 1997 yapımı aksiyon klasiği...
Karakterler müzikten ilham alınarak yaratılmış. Senarist Rosenberg, yazarken Lynyrd Skynyrd ve Allman Brothers Band dinlemiş ve Poe, sırasıyla uzun saçlı sakallı güney rock solistleri Ronnie Van Zant ve Gregg Allman'dan esinlenerek yaratılmş. Black Guerillas'ın generali Diamond Dog adını David Bowie'nin hit şarkısından, tecavüzcü Johnny 23 ise Bruce Springsteen'in Johnny 99 şarkısından, kadın kılığına giren Sally Can't Dance ise Lou Reed'in bir şarkısından alınmış.
Filmin içinde adeta ayrı bir kısa film yaratılmış bu da Steve Buscemi'nin karakteri sadist seri katil Garland Rreene uçaktan inip küçük bir bir kıza rastlar ve onun oyuncaklarıyla yaptığı çay partisine katılır. Bu andan itibaren çok ciddi bir gerginlik başlar. Buscemi gibi bağımsız filmlerden gelen bir aktötürün buradaki oyunculuğu gerçekten çok başarılıdır. Zaten yapımcı Bruckheimer'ın da aslında filmlerinin başarılı olmasındaki formülü başında çok başarılı indie oyunculardan box office filmler patlatmasıdır. Billy Bob Thorton, Buscemi, Ed Harris, Malkovich, John Cusack, kariyerlerini indie performanslarına borçludurlar.
Sanat falan diye izlenecek bir film değildir ama üzerinden 25 yıl geçince film sanki modern bir sanat eseri gibi gelebilir çünkü çünkü 90'lar nostaljisini her şeyiyle hatırlatan popüler kültüre ait bütün klişeleri çok başarılı bir şekilde harmanlamıştır. Klişe aksiyon, one man showl'ar ve klişe absürd laflar, herkes caka satar birbirine. Bir aksiyon filminde olması gereken her unsur, en iyi şekilde uygulanmıştır. Old but good days filmi'dir.
No comments:
Post a Comment